Yeşil Orman’da her bahar büyük bir heyecan yaşanırdı. Çünkü ormanın korosu yeni üyelerini seçerdi. Kuşlar, kurbağalar ve sevimli tavşanlar en güzel şarkılarını hazırlardı.
Küçük kirpi Pıtır da koroya katılmayı her şeyden çok istiyordu. Pıtır’ın dikenlerinin altında sıcacık bir kalp ve ninni gibi tatlı bir ses vardı. Evinde yaprakları süpürürken kendi kendine çok güzel mırıldanırdı. Fakat Pıtır çok ama çok utangaçtı. Biri ona baksa hemen top gibi yuvarlanır, minik burnunu bile saklardı.
Seçme günü gelip çattı. Ulu Meşe ağacının altı cıvıl cıvıldı. Koronun şefi Bilge Baykuş dalına konmuştu. Önce neşeli bülbül öttü: "Çik çik çik!" Ardından minik kurbağa tempo tuttu: "Vrak vrak vrak!"
Sıra Pıtır’a geldiğinde kirpinin kalbi "küt küt" atmaya başladı. Utancından hemen kıvrılıp dikenli bir yumak oldu. Kırmızı bir mantarın arkasına saklandı.
Tam o sırada yanına minik bir sincap yaklaştı. Pıtır’ın yanına oturup fısıldadı:
"Korkma Pıtır. Hepimiz senin arkadaşınız. Gözlerini kapat ve sadece şarkını düşün."
Pıtır minik burnunu dışarı çıkardı. Arkadaşının sıcacık gülümsemesini gördü. Derin bir nefes aldı ve gözlerini yumdu. Ormandaki rüzgârı, pırıl pırıl güneşi hayal etti. Sonra incecik, tertemiz sesiyle şarkısını söylemeye başladı:
"Ormanda açar çiçekler,
Birlikte güler minik kalpler..."
Sesi o kadar tatlı ve huzurluydu ki bütün orman sessizce onu dinledi. Şarkı bittiğinde Pıtır gözlerini açtı.
Bütün hayvanlar neşeyle alkışlıyordu! Bilge Baykuş kanatlarını çırparak konuştu:
"Aramıza hoş geldin Pıtır! Koromuzun senin gibi narin ve güzel bir sese çok ihtiyacı vardı."
Pıtır sevinçle gülümsedi. Artık saklanmasına gerek yoktu. Herkesin kendine özel güzel bir yeteneği olduğunu ve arkadaşlarının yanında her zaman güvende olduğunu anlamıştı. O günden sonra her provaya neşeyle koştu.