Bir varmış, bir yokmuş. Uzak bir ülkede, Ela adında neşeli ve küçük bir prenses yaşarmış.
Bu gece sarayda çok büyük bir balo varmış. Herkes pembe elbiseler, parlak taçlar giyiyormuş. Ama Prenses Ela baloya gitmek istemiyormuş. Onun tek bir büyük hayali varmış: Mor Dağ'daki yalnız ejderhayı bulmak ve onu evcilleştirmek.
Ela sarayın bahçesine çıkmış. Yolda ona bilge, beyaz bir tavşan yardım etmiş. Tavşan, "Küçük prenses, ejderhalar gürültüden korkar ama sevgi görünce sakinleşir. Sihirli kural üç adımdır: Ona kalpten şefkat göstermelisin," demiş.
Ela dağa koşmuş. Mağaranın önünde burnundan gri dumanlar çıkaran koca bir ejderha duruyormuş. Ejderha biraz huysuz görünüyormuş.
Ela hiç korkmamış. Önce birinci adımı atmış. Çantasından tatlı, kırmızı bir elma çıkarmış ve ejderhaya uzatmış. Ejderha elmayı çıtır çıtır yemiş. Burnundaki duman kaybolmuş.
Sonra Ela ikinci adımı atmış. Ejderhaya rüzgâr gibi yumuşak, neşeli bir şarkı söylemiş. Ejderha kocaman gözlerini kırpmış, başını yere koyup dinlemiş.
Son olarak Ela üçüncü adımı atmış. Yavaşça ejderhanın yanına sokulmuş ve onun burnuna sıcacık sarılmış.
İşte o an büyük bir sihir gerçekleşmiş! Ejderhanın koyu renkli pulları altın gibi parlamaya başlamış. Korkutucu bakışları tatlı bir gülümsemeye dönüşmüş ve kedi gibi mırıldanmış. Huysuz ejderha, uysal ve sevimli bir dosta dönüşmüş.
Ela yeni dostunun sırtına binmiş. Birlikte uçarak sarayın bahçesine inmişler. Balodaki herkes önce şaşırmış, sonra ejderhanın ne kadar tatlı olduğunu görüp onunla oyunlar oynamış. Süslü elbiseler unutulmuş, herkes neşeyle dans etmiş.
Bazen en güzel arkadaşlıklar, kalbimizin sesini dinleyip sevgi ve şefkat gösterdiğimizde başlar.